The Fountain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
The Fountain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mart 2013 Cuma

PORTRELER GALERİSİ: HUGH JACKMAN




                          Hollywood'un Cazibe Merkezi:Hugh Jackman


    
   Hugh Michael Jackman, 12 Ekim 1968'de İngiliz bir anne ve babanın oğlu olarak Sidney'de doğmuştur.Sekiz yaşındayken annesi ve babasının ayrılmasının ardından annesi İngiltere'ye giden Hugh Jackman, babası ile Sidney'de kalır.İletişim ve gazetecilik okuyan Jackman daha sonra oyunculuk eğitimi alır.Okulu bitirdikten sonra ABC televizyonunun hapishane dramı Corelli'nin başrolünde oynama teklifi alır.



     Danışmanına aşık olan bir mahkumu oynadığı dizideki rol arkadaşı Deborra Furness ile 1996'da hayatını birleştiren Jackman 2000 ve 2005 doğumlu iki çocuğu evlatlık edinir.
     Corelli'deki rolünden sonra gerek oyuncu olarak gerekse eğlence programı sunucusu olarak televizyon yapımlarında rol almaya devam eden Jackman'ın sinemada şöhrete kavuşması ise  Dougray Scott sayesinde oldu.Scott, 2000'de 'Mission:Impossible 2 / Görevimiz Tehlike 2' deki ek çekimler nedeniyle 'X-Men' de oynayamayınca Wolverine karakterini oynamak Hugh Jackman'a nasip oldu.Film beklenenin üzerinde hasılat yapınca devam filmleri de kaçınılmaz oldu.

     Hugh Jackman 2001'de 19. yüzyıldan günümüz New York'una gelen bir dükü canlandırdığı 'Kate & Leopold / Büyülü Çift' ile Altın Küreye aday gösterildi.
     2004'te yönetmen Stephen Somers'in Jackman'ı düşünerek yazdığı ve başrolü verdiği 'Van Helsing'de rol alan Jackman, 2006'da birbiri ardına fimlerde sağlam rolleri canlandırdı.'The Fountain / Kaynak'da Darren Aronofsky ile çalıştı ve filmde üç rolü birden üstlendi.Bunlar: Tıbbi Araştırmacı, İspanyol Fatih ve 26. yüzyıl uzay seyyahı.



Aynı yıl 'The prestige/ Prestij' de ise Christopher Nolan ile çalıştı ve Christian Bale ve Scarlett Johanson ile başrolü paylaştı.
    'Happy Feet /Neşeli Ayaklar' ve Flushed Away / Fare Şehri' gibi animasyonlarda penguen Memphis ve Fare Roddy'ye ses veren Hugh Jackman 2008'de Nicole Kidman ile Baz Lurhmann'ın yönettiği ' Australia /Avustralya'da rol aldı.

  



 2009'da 'X-Men: Origins / X-Men:Başlangıç' ve 2011'de 'X-Men:First Class' filminde izlediğimiz Jackman yine 2011'de 'Real Steel / Çelik Yumruklar' filmindesevenlerinin karşısına çıktı.



     2013'e geldiğimizde ise Hugh Jackman'ı Oscar ödüllü yönetmen Tom Hooper imzalı ve başrollerini Russell Crowe ve Anne Hathaway ile paylaştığı 'Sefiller /Les Miserables' filminde görüyoruz.Jackman bu filmdeki Jean Valjean rolü ile 85. Oscar Ödülleri'nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüne aday oldu fakat ödülü Daniel Day Lewis'e kaptırdı.



     Hugh Jackman'ı önümüzdeki yıllarda yüksek bütçeli filmlerde izleyeceğiz, çünkü Jackman Hollywood için hala cazibesini koruyor.

KAAN OKAN
     

9 Kasım 2012 Cuma

THE WRESTLER / ŞAMPİYON



  Darren Aronofsky’i bilenler bilir. 1998’de adını duyurduğu 60.000 dolarlık minik bütçesine karşılık 3 milyon dolarlık gişe geliriyle bağımsız sinemanın en iyi örneklerinden Pi; 2000’de çektiği hızlı kurgusu, kamera açıları ve oyunculuklarıyla öne çıkan üç bağımlılığı anlattığı Requiem for a Dream/Bir Rüya İçin Ağıt; Brad Pitt ve Cate Blanchett’i oynatmak istediği ancak eşi Rechal Weisz ve Hugh Jackman'a nasip olan The Fountain/Kaynak; Mickey Rourke’u yeniden keşfetmemizi sağlayan 80’lerin rock ve güreş dünyasına selam çakan The Wrestler/Şampiyon ve son olarak Natalie Portman’a en iyi kadın oyuncu oscar’ını kazandıran, bale dünyasının karanlık yüzünü insanın karanlık yüzüyle harmanlayarak anlattığı Black Swan/Siyah Kuğu Darren Aronofsky’nin filmoğrafisini oluşturuyor.




      Biz bu yazıda yönetmenin 2008’de vizyona giren ve Mickey Rourke’nin oyunculuğuyla şahlanan The Wrestler/Şampiyon’nun hikayesini ele alıp filmin başrol oyuncusu Mickey Rourke’a ayrı bir parantez açmaya çalışacağız.


     D.Aronofsky 90’larda film okulundan mezun olduğunda çekmek istediği konular listesine, o günlerde kimselerin ciddi bir bakış açısıyla ele almadığını düşündüğü güreşçilerle ilgili bir film yapmak istediğini not düşer. Yönetmenin bu projesi nihayet 2008’de can bulur. Başrol için ilk düşünülen isim Nicolas Cage olmuştur; ama Aronofsky’nin Mickey Rourke israrı; Nicolas Cage’in Mickey Rourke’a olan dostluğu, hayranlığı ve ona bir fırsat vermenin zamanının geldiğini düşünmesi sonucu projeden çekilmesiyle proje Mickey Rourke’la birlikte start almıştır.


        

        1980’lerin ünlü ve profesyonel güreşçilerinden Randy Robinson (The Ram lakabıyla)’un eski parlak günleri biter, New Jersey’nini kenar mahallerinde bir karavanda yaşar. Hayatını devam ettirebilmek için hâlâ gösterilere katılmaktadır, bu maçların birinde rakibi Necro Butcher’la güreşe çıkar. Bu maçta kendisinin adıyla anılan meşhur atlayışını (Ram Jam) yapar ve maç sonunda rahatsızlanır. Kullandığı doping ilaçları yüzünden kalp krizi geçiren Randy, baypas olur ve daha sakin bir hayat sürmeye karar verir. Bir süpermarkette tezgahtarlığa başlaması, uzun zamandır uzak olduğu kızıyla yeniden baba-kız olmaya çalışması, sevgilisiyle olan gel-gitli birlikteliği bu yeni hayatında Randy’nin uğraşmak zorunda olduğu konular olur. Bu arada organizatörler Randy’i rahat bırakmaz ve 20 yıl önce ezeli rakibi Ayetullah’la gerçekleştirdiği ve kapalı gişe oynanan maçı tekrarlamasını isterler. Randy bu son maçı kurtarıcı olarak görür ve hazırlanmaya başlar.1

 

    The Wrestler’i klişe gibi görünen bu yapısından kurtaran elbetteki Aronofsky’nin kendisidir. Güreş dünyasının yıldızlarının perde arkasında neler yaşadığını göstermesi açısından da önem arz eden bu film farklı bir yöne giden Aronofsky Sineması’nın da habercisi. (Ne demek istediğimi yönetmenin Black Swan filmini izleyenler daha iyi anlayacaktır.)

    The Wrestler’i izlenir kılan özelliklerden biri de yönetmenin doğaçlama çalıştığı sahneler, özellikle güreşçilerin hazırlık sahneleri bu açıdan ilgi çekici ve filme gerçekçilik kazandırmış. 



      Bir Tutunamayan Randy/Mickey Rourke


    The Wrestler’in kahramanı Randy ve ona can veren Mickey Rourke arasındaki benzerlikler ise Aronofsky’dan çok, karakteri ve oyuncusunu ön plana çıkarmıştır. 1980’lerin gözde oyuncularından Rourke, parlayan kariyerine rağmen boksa yönelmiş, boksta altığı darbeler ve üst üste geçirdiği estetik ameliyatlar yüzünden başka bir görünüme bürünmüş ve 90’lara geldiğinde unutulmuştur. Filmin kahramanı Randy’di de 80’lerde zirvedeyken hastalık ve yaşlılık yüzünden güreşten uzaklaşacaktır. 

    Mickey Rourke rolüne üç ay boyunca yoğun bir egzersiz programıyla hazırlanmış. 16 yıl boyunca yaptığı boksta, almadığı kadar yarayı ve darbeyi bu filmin çekimleri ve hazırlık aşamasında alan Rourke’un oynaması konusunda Darren Aronofosky’nin bu denli ısrar etmesinin sebebi oyuncunun yıllar geçmesine rağmen gözlerindeki değişmeyen ifade olmasıymış.


Randy'nin alametifarikası "Ram Jam" stili

  Gerçekten de bu film yönetmeninden çok başrol oyuncusunun mükemmel performansı sebebiyle hâlâ hafızalarda ve filmle ilgili açılan sohbetlerde yönetmenden çok Mickey Rourke’un adı anılmaktadır. 
     Film oldukça iyi eleştiriler aldı. Mickey Rourke’a oscar kazandırmasa da 2009 Altın Küre’de, BAFTA ve Independent Spirit’de en iyi erkek oyuncu ödüllerini kazandırmış; Screen Actors Guild Awards (Sinema Oyuncular Derneği Ödülleri) ve Akademi Ödülleri'nde ise yine en iyi erkek oyuncu dalında ödüle aday gösterilmesini sağlamıştır.



1. Bu son maç öncesi Randy’nin yaptığı konuşmayı Randy’i canlandıran Mickey Rourke’un kendisi kaleme almıştır.


Yazı müziği : jj-stil, jj-way



KAAN OKAN