Sean Penn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sean Penn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2016 Perşembe

YÖNETMENLİKTE YAPARIM OYUNCULUKTA


Sinemanın bazı oyuncularını sadece kamera önünde olmak kesmez. Onlar kamera arkasını da merak ederler ve bu merakları sadece merak olarak kalmaz, 3 2 1 deyip film çekmeye yani yönetmeye başlarlar. İşte kamera önünden arkasına geçen oyuncu yönetmenlerin en başarılıları:




Clint Eastwood
Clint Eastwood: Aslında Eastwood oyunculuktan yönetmenliğe geçmiş ve en başarılı filmleri çekmiş isimdir dediğimizde herhalde yanlış bir şey yapmamış oluruz. İMDB verilerine göre şu an için Eastwood'un yönettiği 37 film görünüyor. (TV için dizi bölümleri dahil) Unforgiven ve Million Dollar Baby ile yönetmenliği tescillenen Eastwood'un yönettiği filmleri izlemenizi şiddetle tavsiye ederiz.




George Clooney
George Clooney: Beyazperdenin aranan isimlerinden Clooney ilk uzun metrajlı filmi Confessions of Dangerous Mind / Tehlikeli Aklın İtirafları 'ndan beri hem izleyiciler hem de eleştirmenler tarafından ilgiyle takip ediliyor. Hatta ikinci filmi Good Night and Good Luck / İyi Geceler, İyi Şanslar filmi ile En İyi Yönetmen Oscar'ına aday dahi olmuştu. Leatherheads / İkili Oyun, The Ides of March / Zirveye Giden Yol, The Monuments Men / Hazine Avcıları George Clooney'nin yönettiği diğer filmler.




Angelina Jolie
Angelina Jolie: Sinemanın güzel ve gözde oyuncularından Angelina Jolie daha şimdiden biri belgesel dördü de uzun metrajlı kurmaca filme yönetmenlik yaptı. Jolie'nin özellikle son yıllarda oyunculuktan ziyade yönetmenliğe daha fazla önem verdiğini görmemek için kör olmak gerekir. Jolie'nin yönettiği filmlere gelince: A Place in Time, In the Land of Blood and Honey / Kan ve Aşk, Unbroken / Boyun Eğmez, By the Sea / Hayatın Kıyısında ve First They Killed My Father: A Daughter of Cambodia Remembers.





Ben Affleck

Ben Affleck: Ben Affleck sanki kariyerine başladığından beri oyunculuktan daha çok kamera arkasına hevesli gibi . Matt Damon ile birlikte senaristliğini yaptığı Good Will Hunting / Can Dostum'la En İyi Sanaryo Oscar'ını kucaklamışlardı. Affleck'in yönetmenlik kariyerine  göz atacak olursak karşımıza gerçekten iyi çekilmiş filmler çıkıyor. Gone Baby Gone / Kızımı Kurtarın, The Town / Hırsızlar Şehri ve En İyi Film Oscar'ını alan Argo. Ben Affleck'in yönetmenlik kariyeri nasıl ilerleyecek gerçekten merak konusu.







Sean Penn
Sean Penn: Sinema tarihinin en cool oyuncularından Sean Penn birkaç kısa film ve dört uzun metraj sahibi. İlk filmi The Indian Runner ile başlayan kariyeri Into The Wild ile zirveye ulaştı. 2001'de çektiği The Pledge ile Altın Palmiye adayı olan Penn'in yönetmenlik katiyerinde ne yapacağı en çok merak edilen oyunculardan.




Guillaume Canet
Guillaume Canet: Fransız sinemasının dünya sinemasın armağagı Canet, oyunculuk ve yönetmenliği dengeli yürüten isimlerden.Çekiği Tell No One ile çok sayıda ödül ve övgü alan Canet, yönettiği diğer filmler: Blood Ties, Les petits mouchoirs/Küçük Tatlı Yalanlar'dır.



Julie Delpy
Julie Delpy: Şimdiye kadar ikisi kısa altısı uzun metraj film yöneten Delpy, son yıllarda oyunculuktan yönetmenliğe geçen ve en üretken olan isimlerden. Bir yanda Paris'de 2 Gün ile başladığı seriyi devam ettirken diğer yanda diğer filmlerini tasarlayan Julie Delpy'nin yönettiği uzun metrajlara gelince: Looking for Jimmy, 2 Days in Paris, The Countess/Kontes, Le Skylab, 2 Days in New York ve Lolo.


Kaynak : Bant MAG

Derleyen : Kaan Okan

17 Eylül 2012 Pazartesi

BEFORE NIGHT FALLS

  

 Julian Schnabel in yönetmenliğini yaptığı filmde kızlarımızın çirkin ama karizmatik olarak betimledikleri Javier Bardem'i başrolde izlemekteyiz.Konusu kübalı eşcinsel şair ve yazar Reinaldo Arenas'in hayatini temel alan 'before night falls' Javier Bardem'e En İyi Erkek Oyuncu Akademi Ödülü' adaylığı getirmiş ancak o yıl Kevin Spacey 'American Beauty' ile ödülü hakkını vererek almıştır.

 Filmimiz Reinaldo Arenas'ın çocukluğunun geçtiği taşrada başlar ve 15 yaşına geldiğinde evden kaçarak o dönemde Küba'da diktatör yönetici olan Batista'nın yönetimine karşı ayaklanan 'Rebels'(Asiler) diye adlandırılan Fidel Castro'nun gerilla ekiplerine katılmasıyla devam eder.Karakterimizin taşradan kaçış sahnesinde neredeyse 2 dakika rolü olan Sean Penn'i görüyoruz ki kendisi yemeyip içmeyip İspanyol aksanı çalışmış olabilir bu rol için.Küba Devrimi'nden 2 sene sonra kahramanımız Havana'ya yerleşir ve burada Havana Üniversitesi'ne başlar.Önemli bir bilgi olarak şunu söylemek isterim;filmin büyük çoğunluğu Havana’da geçmektedir ancak Havana diye izlediğimiz şehir Meksika'nın Mexico City şehridir.

  Reinaldo'nun henüz çocukluk sahnelerinden de anlayabileceğimiz gibi kendisi eşcinseldir ve filmde Castro yönetiminde eşcinsel olmanın ne demek olduğunu gözümüze soka soka anlatmaktadır yönetmen.İnternetten okuduğum yorumlardan gördüğüm, tam da beklenildiği gibi yurdum insanı homofobik yapısıyla eşcinsel sahnelerden rahatsız olmuş , filmi yarısında terketmiştir.Javier Bardem ise oyunculuğunu konuşturup eşcinsel bir karakteri olması gerektirdiği gibi canlandırmış.Hani şu adamın gözüne sokulan eşcinsel tavırlar değil de ellerinin kibar duruşuyla ve hassas ince ruhlu bir adam oluşuyla karakterin feminenliğini ortaya koymuştur.Küba'da eşcinsel olmak kadar zor olan diğer bir şey ise yazar olmaktır.Şair ve yazar topluluklarının düzenledikleri toplantıların rejime karşıt olan düşünceleri kışkırttığı iddia edildiği için bu yazarlar şairler mahkemelerde yargılanmaktadırlar.Tabi bu baskı zulüm sahneleri bizlere ne kadar gerçeği yansıtıyor bilemeyiz , sonuçta filmde bir kapitalist-sosyalist karşılaştırması var.Filmin Amerika ayağında da kapitalist düzenin acımasız olan yanı abartılmadan gösterilmiştir.Filmin en  ağır aktığı hapishane sahnelerine gün gibi doğan Johnny Depp Bobon ve General olarak 2 farklı rolle resmen şov yapmıştır.

  Yönetmenin aynı zamanda heykeltraş ve ressam olması film karelerinin zaman zaman resim tablosu gibi görünmesine vesile olmuş.Benim açımdan film izlenmeye değer ve başarılı ancak kolay bir film değil.Ağır akış temposu yorabilir izleyeni ama kesinlikle izlenmesi gereken bir eser.

DAMLA